Büyü Filmi Konusu ve Oyuncuları

büyü

İlk Türk filmlerinden biri olan büyü ismindeki bu yapıt ilk çıktığı zamanlar büyük bir etki yaratmış ve izleyicisini ekranlar önüne getirmeyi başarmıştır.  2004 yapım olan bu filmde yazarlığı Şafak Güçlü ve Servet Aksoy olmak üzere iki kişi yazmıştır. Bu 2004 yapım korku filminin yönetmenliği ise daha önce de başarılı çalışmaları bulunan Orhan Oğuz yapmıştır. Diğer korku filmleri gibi bu filmin konusunda da bir musallat olma olayı geçmektedir. Karanlığın ve kırmızının ön planda olduğu çekimler heyecanı ve korkuyu kat kat artırmayı başarmıştır. Bu filmin ana konusu ise Kuran da yer alan cinlerin ve doğaüstü varlıkların bir grup arkadaşa musallat olmasını temel almaktadır ve bu şekilde ilerlemeye devam eder. Büyü Türk korku filmleri arasında ilklerde olduğu gibi oyuncu kadrosu ile büyük dikkat çekmiş ve ismiyle ülkede büyük bir yankı uyandırmıştır. Ayrıca bu 2004 yapım film oyuncular ve isminin dışında yaptığı ön gösterim ile de çok fazla dikkat çekmeyi başarmıştır. Filmin çok izlemesinin bir başka sebebi de reklamının bu kadar iyi bir şekilde yapılması olabilir. Fakat bu filmin ön gösteriminde yaşanan dikkat çekme olayı filmin aşırı iyi olmasından kaynaklı değildir. Ön gösterimde çıkan yangın gelen kişilere büyük zararlar vermiş ve bu sayede tüm ülkede yaşanılan bu olay duyulmuştur. Bu tür aksiliklerin yaşanmasının ardından film üzerinde olumlu olarak daha çok tanınmasına yol açmıştır. Plansız olarak gerçekleşen bu olayların ardın kötü sonuçlar doğursa da istenmeden bir reklam yapılmıştır. Büyü filminin çekim yeri Diyarbakır da bulunan Çınar ilçesi ile Mardin de bulunan Savur ilçesinin yakınlarında olan bir köyde gerçekleşmiştir. Serenli ismindeki bu köy ortam ve atmosfer olarak korku filmi çekilmeye gayet uygun bir yer olarak belirlenmiştir. Bu köyde gerçek hayatta da yaz ayları kimse yaşamaz ve sessiz sakin bir yer olur. Bu özelliği sayesinde de bu ortam gerçekte de zaten korkutucu bir atmosfere sahiptir. Film üzerinde bu kasvetli korkunun bir başka sebebi de bu olabilir. Çekim yapılırken oyuncuların bu ortamda bulunması ve bunları bilmesi onları gerginleştirmeye yetmiş ve bu gerginlik film üzerine de yansımıştır. Tabi ki bu izlenim kalitesini artırmış ve filme gerçekçi bir hava katmasına yardımcı olmuştur. Bu köy filmde de olduğu gibi gerçek hayatta bomboştur. Oyuncu kadrosu ile dikkat çeken bu filmde İpek Tuzcuoğlu, Özgü Namal, Okan Yalabık ve Ece Uslu gibi deneyimli ve kaliteli oyuncular yer almaktadır. Bu kadro ile film daha çok dikkat çekmiştir. Hem çekilen ortam hem oyuncular hem de ön gösterim de yaşanan o korkunç olayın ardından bu film yüksek bir reklam sağlayabilmiştir ve izlenmesini buna bağlayabiliriz.

Genel Konusu

Yukarıda da bahsettiğim üzere gerçek hayatta da korkunç bir havası olan Serenli köyü filmde lanetli bir köy olarak geçmektedir. Lanetine inanan ve bunu araştırmalarına eklemek isteyen meraklı bir arkeolog grubunun bu köye gelmesiyle hikâye başlar. Bu Serenli köyünün lanetlenme hikâyesi ise bu filmdeki zamandan tam olarak yedi yüz yıl öncesinde geldiği bilinmektedir. Bu köyde yaşayan eski insanlar yeni doğan kız çocuklarının uğursuzluk getirdiği ve doğumdan sonra bütün kötü olayları kendi üzerlerine çektiği inancına sahiplerdir. Bu inanca sahip olan insanlar bir gün köyde toplanır ve bir karar alırlar. Bu kararın sonucunda köyde bulunan bütün kız çocuklarının öldürülmesi söylenir. Kimileri buna karşı çıkar fakat azınlık olan grup bunları bastırır ve bu kararı uygulamak isterler. İsteksiz olan kişilere karşı verilen örnekler ve yapılan büyük baskılar sonucu bu karar kabul edilir. Karardan sonra bütün kız çocukları katledilir. Fakat köyde yaşayan bir baba karardan sonra çok kararsız kalır ve kızına kıyamayacağını anlar. Herkesin kızını öldürdüğünü gözleriyle görür fakat kendisi bu yapılan acımasızlığın aynısını kızına yapamaz ve kızını öldürmekten vazgeçer. Sonrasında köyde yaşayan ve köy halkı tarafından çok sevilmeyen bir büyücü kıza bir büyü yapar. Bu büyüden sonra Tanrı bu köyü lanetler. Bu filmin senaryosu da bu şekilde başlar ve korku dolu ortam ve anlarıyla devam eder. Bu köye gelen arkeolog ekibi ise Artuklu’nun kralı olan Sultan Salih’e ait bir el yazması kitabı aramak için seferber olurlar ve bu yolda önceden lanetlenmiş köyde başlarına korkutucu olaylar gelmeye başlar. Bu kazı için gelen ekibin içerisinde olan evli bir kadın kocasının kendisini aldattığını düşünür ve aldattığı kadın için kötü büyüler yaptırır. Ayrıca bu ilişki önceden de olduğu ve şuan tekrar gündeme geldiği hatta tekrar elde etmek için de büyüler yaptırıldığı ortaya çıkar. Bu büyüler sonucunda köyde olan ve toprak altında kalan lanetli büyüler ortaya çıkarmaya başlar. Bu olayın ardından cinler harekete geçer ve onları bekleyen çok ürpertici olaylar meydana gelir. Bu çekim sırasında oyuncular da çok fazla korku yaşamışlardır. Bu filmin afişinde ise Kuranda geçen bazı ayetler kullanılmıştır.

Oyuncu Kadrosu

İpek Tuzcuoğlu (Ayşe)

Ece Uslu (Aydan)

Özgü Namal (Sedef)

Okan Yalabık (Cemil)

Nihat İleri (Profesör)

Dilek Serbest (Ceren)

Suna Selen (Büyücü)

Okan Selvi

Serhat Tutumluer (Tarık)

Ebru Ürün (Ebru)

Çiğdem Suyolcu

Türkan Avcı

Hanım Akdağ

Bezm-i Ezel Filmi Özeti ve Oyuncuları

bezm-i ezel

Merhaba sinemaseverler! Bu yazımızda yerli korku filmlerinin içinde sevilen ve ilgi çeken Bezm-i Ezel ’i sizler için inceledik. Yazımızda filmin sinematografik özelliklerinden, kısa bir özetinden, kadrosundan ve izleyicinin filme bakış açısından bahsettik. Umarız yazımız film hakkında yeterli bilgiye ulaşmanızda başarılı olur ve hatta size filmi izlemek için bir de sebep sunarız. J

Bezm-i Ezel Özeti

Farklı dinlere inanan iki kişi olmalarına rağmen Mustafa ve Yasemin ilişkilerini yürütmeye devam edebilmeyi başarmışlardır. Çift İzmir’de mutlu ve sakin bir hayat sürmekteyken Yasemin’in gördüğü korkunç bir kabus ile her şey tepe takla olmaya başlar. Çünkü Yasemin bu kabus sonrasında bir sürü paranormal olayın pençesinde kalır. Bu konuyu ilk başta fazla ciddiye almayan Mustafa’dan destek göremeyen Yasemin soluğu kilise papazından yardım istemekte alır. Ancak bu yardım onun sorunlarını çözmeye yetmez. Mustafa’nın olayları ciddiye almasıyla beraber bilinen bir hoca olan Mansur Hoca’ya giderler. Mansur hoca klasik herkes tarafından bilinen ve başvurulan cinci hocalardan çok farklı bir görünüm oluşturan, enteresan ama bir o kadar da bilgili bir hocadır. Mansur hoca Yasemin’e çok tehlikeli bir cin kabilesinin musallat olduğunu tespit eder. Bu elim olayın sorumlusu Yasemin’in babası İshak beydir. Bu musibetten kurtulması için tek çare babasının gizli sırlarını gün yüzüne çıkarmaktır. Yasemin hayatı, sevdiği adam ve canı için bir savaş verirken, Mansur hoca da onu korumak amacıyla elinden gelenin kat be kat fazlasını yapmaktadır. Yasemin başına gelen bu felaketten kurtulmak için doğduğu köye geri döner ve sır perdesini aralamaya çalışır.

Oyuncu Kadrosu

Ebru Eker ( Yasemin)

Buğra Han Kirişoğlu(Mustafa)

Berkan Tutu (Mansur Hoca)

Nilüfer Başlı

Hakan Tutu

Talat Yavaş

Hüseyin Başlı (İshak)

Ceylan Ay

Film Arıkovanı yapım şirketi tarafından çekilmiştir. Filmin çekimleri İzmir’in Buca ve Torbalı ilçelerinde gerçekleştirilmiş, kilise sahneleri Buca’da bulunan tarihi Baptist Kilisesi’nde çekilmiştir.

Senaryosu Oğuz Tosun’un kaleminden çıkma olan filmin yönetmen koltuğunda ise Aykut Can Demirel oturuyor. Film toplamda 83 dakika ve 21 Temmuz 2017 tarihinde seyirciyle buluşmuştur. Filmin gişesi toplam 12.351’dir. Korku türünde başarılı yapımlar arasına adını yazdıran filmde mistik ögelere yer verilmesi göz dolduruyor ve izleyici için yüksek seyir zevki sağlanıyor. Sinematografik açıdan da oldukça kaliteli bir yapım. Filmdeki gerçekçi makyajlar Gizem Keskin imzalı, bu harika makyajlara Serkan Dinç’in görsel efektler konusundaki uzmanlığı da eklenince ortaya harika bir iş çıkıyor. Özellikle Mansur hoca karakterinin verdiği dini mesajlar gerilim dozunu arttırıp seyirciyi filmin içine çekiyor. Filmin sloganı niteliğinde olan ve senaryo içine de bir replikte yer verilen “Cinlerin ve insanların kötüsü ne çok birbirine benziyor.” Tümcesi oldukça çarpıcı.. Bezm-i Ezel ’i diğer yerli korku filmlerinden ayıran bir özelliği, içinde alevi inanç ve kültürünü barındıran ögelere yer vermesi. Mansur Hoca alevi inancına mensup bir hoca ve ikili onu ziyarete cem evine gidiyorlar, yorumları okuduğumuzda bu sahnenin izleyicinin dikkatini çeken bir sahne olduğunu söylemek mümkün. Filmin en öne çıkan yanı ise başarılı alt metinleri. Film için yapılan izleyici yorumlarını okuduğunuzda oldukça olumlu eleştirilerle karşılaşmanız da cabası.  Filmin IMDb puanı ise 10 üzerinden 3.6. Senaryosundaki birkaç farklı nokta ile kendini diğer yerli korku filmlerinden ayıran yapım kimileri tarafından fazlasıyla beğenilirken bazı izleyiciler açısından da tam tatmini sağlayamadığı düşünülüyor.

Baskın (Karabasan) Filmi Hakkında Görüşler

baskın (karabasan)

Şimdi sizlere bir filmden bahsedeceğim ki ben böyle bir film görmedim. Aslında filmi izlemeye giderken bazı eleştirilerim vardı sanırım öncelikle bunları paylaşmalıyım. Eğer sizlerle bunları paylaşmazsam haksızlık edeceğimi düşündüm ve yazmaya karar verdim. En büyük endişem diğer korku filmleri gibi bu filmin de yeterli alaka görmemesiydi. Gördü mü görmedi mi bunu yazımın devamında konuşuruz ama bir endişem daha vardı. Can everol? Kim bu adam? İsmini daha önce duymadım değil. Sinema âlemiyle ilgisi olanlarda daha önce duymuştur çünkü ödüllü bir kısa filmi var. Bu endişeler içerisindeyken heyecanımı artıran bir bilgiye mukabil oldum. Filmimiz Baskın (Karabasan) Can Everol’un ödüllü kısa filminden uyarlama olacakmış. Bu tarz sorularla filme gittim. Filmimiz ASSEMBLY oyuncu kadrosuna sahip. Film 5 polisin gece devriyesinde gelen bir anonsla olay yerine gitmesiyle başlıyor. Bulunduğu coğrafyada zaten gece devriyesi hoş bir iş değil. Devriyeyi 5 kişi beraber yapmasıyla anlıyoruz zaten bunu. Günümüzde standart polis devriyesi 2-3 kişi olur. Gittikleri yer de zaten normalin dışında. Terkedilmiş bir polis karakolu. Hem de Osmanlı zamanından kalma. Al başına belayı… Gittiklerinde kısa süre sonra şunu anlarlar. Oraya baskına gitmemişlerdir. Oraya çağırılmışlardır. Hepimiz şunu düşündük. Kaçsanıza hemen. Özür dilerim sayın okurlar o zaman film olmazdı. Filmimiz bu şekilde ilerlemeye devam ediyor ve bizde giderek merak uyandırıyor. Fazla bilgi verip seyir sevginizi azaltmak istemem. Olaylar bu şekilde cereyan ediyor.

Baskın (Karabasan) Filmi Hakkında Görüşler

Baskın (Karabasan):  Kâbus filmini Film ekimi galasının öncesinde izledim ve açıkçası çok şanslıydım. Fakat sonrasında bir an gerildim ve yönetmen Can Evrenol’a çok kızdım. Olmamış; hatta olmanın yanından ve kıyısından geçememiş bir fobi filmini kıyasıya tenkit etme zevkini bizden almıştı zira. Önümüzde senaryodan kaynaklanan ufak tefek kasvetlere karşın, kanla canla çekilmiş ”hakikat” bir fobi filmi vardı!

Daha Önceki alışkanlıkla rejisörün karşısına geçip evvel yetersizleri, yanılgıları sıraladık. Natürel ama o fasıl seri bitince iş filmin ehemmiyetli artılarına geldi ve o noktada asabımız iyice arkasıydı.

Bu ilginç duyguyu bize daha evvel sürrealistçi sinemaya yükseldiği anlarıyla acayipleşen Gomeda bunu bize tattırmıştı. Senaryosuyla zihnimizi okşayan Minik Kıyamet ve klişelerin üzerinden şık bir biçimde atlayan Ses filmi de yaşatmıştı. Onlara da kızmıştık iyi oldukları için hatta şahsım adına baya sinirlenmiştim.

Bir kere Evrenol’un uzun metraj sürüklemek için o kadar kısa film sürüklemesine gerek yoktu. Türkiye’de bu sinema sektörü artık farklılaşmalı filmler hep aynı konu üzerinden işleniyor. Yeni bir başlangıç arayan üretimci ve rejisörlerin kumar masası. Daha Öncekinden bu masadan hasılatlı çıkılırdı, şimdi masaya oturmak giderleri dahi karşılayamayabiliyor. İzleyici eğlenmek için dahi kararsızla yanaşıyor cinci filmlere.

Evrenol kısa filmleriyle izleyici tarafından beğenilmiş ve benimsenmiştir. Böylece sabit bir izleyici kitlesi oluşturmuş ve defalarca takdirini almıştır. Açıkça belirtmek gerekirse sinemadaki korku filmlerimize bu durum bence yakışmadı eminim siz de aynı fikirdesinizdir. Sen kardeş kalk git filmini çek bunların hepsi kısa olsun güzel olsun. Ne güzel çekmişsin kardeşim sen bunları uzatırsan bu iş olmaz bunu kabul etmelisin. Evrenol’a; ”Sen fobi çılgını mısın?” diye sorarlar başka bir deyişle.

Rejisöre sualler hazırladık ve suallerimiz daha bitmedi. Bir kere sormak gerekli, atmosfer kurmak için bu kadar uğraşmaya gerek var mıydı? Bu noktada filmin öyküsünü kısaca bir anımsatmak gerek: Bir grup polis, goy goylu,  gıybetle efor şovlu bir ocak başı gecesinin sonunda gelen bir destek çağrısı üzerine tarihi bir Osmanlı karakoluna gidiyorlar. Burada onları yabancı gibi gözüken ama şahsi bir anlamı olan ayin bitkini bir yeraltı grubu karşılıyor.

Yönetmenimiz gerçekten profesyonel bir çalışma içerisinde bunu kabul ettik. Hem ışıklar hem kostüm büyük bir ahenk içinde karşımıza çıkıyor izleyen herkesle aynı fikirdeyiz. Oysa mekânın ruhsuzluğuna, kostümlerin olağanlığına sözler dizmeye hazırdık. Olmadı,  Evrenol o açıdan da gösterdiği çılgınca itinayla bizi hayal kırıklığına uğrattı.

Baskın (Karabasan) adını verdiğimiz bu filmde bana soracak olursanız biraz daha dikkat etmemiz gereken bir husus vardı. Ses yönetmeni gerçekten çok saçma bir iş çıkardı ve bu filmi berbat etti. Evrenol bunu nasıl gözden kaçırdı gerçekten bilmiyorum ama bu durum saçmalığın ta kendisiydi. Evrenol klişeye müracaat edelim, bütün anlamıyla ezber bozdu. ”Bir espri malzemesi olarak Türk fobi filmi” gerçekliğini salladı. Gülmeyi, eğlenmeyi bekliyorduk ama olmadı; bütün tersine diken üstünde, sıkıntılı bir tecrübe yaşadık. Asıl bir fobi filmi izledik.

Neyse sözü fazla uzatmaya gerek yok yönetmenimiz iyi bir film izletti. İlerde onun çok iyi yerlere geleceğine eminim hatta siz bu yazıları okurken o büyük projeler içinde emin olabilirsiniz. ”Bir fobi filmi nasıl izlenir?” ”Fobi filminde atmosfer nasıl kurulur?” İşte bu gibi suallere kafa yorduğu muhakkak ama senaryo üzerinde daha çok çalışması gerek.

Can Evrenol ileride dünya çapında bir fobi sineması rejisörü olabilir. Ama bunun için senaryocularıyla daha fazla çalışması, hem iyi yazılmış hem de iyi çekilmiş filmlere imza atması gerek. Sayesinde yerli fobi filmleri espri malzemesi olmaktan çıkacak, buna vicdandan inanıyoruz.

Muhteşem Filmimizin Gişe Durumu ve Hasılatı

Öncelikle sizlere bahis etmem gereken bir konu var bunu atlayamam. Bu filmden beklentim gerçekten çok fazlaydı ne açıdan diye soracaksınız. Bu filmin yeni hatta çok yeni bir soluk getirmesini bekliyordum Neden diye soracaksınız bana çünkü bu adamdaki potansiyeli çok önceden fark etmiştim kimdeki mi. Tabi ki de yönetmendeki eğer zaten bu yönetmenin muhteşemliğini görmeyen varsa film sektöründen anlamadığını söyleyebilirim. Bu yönetmenden biraz daha bahsedip zihinlerimizi tekrar tazeleyelim isterseniz. Bu adam ilk filmi olmasına rağmen korku sektörüne adım attı ve filmini çekti. Türkiye’deki sinema sektörüne bir göz atın en çok neler izleniyor komedi, aşk. Bu adam tüm riskleri göze aldı izlenemeyeceğini kabul etti. Ve bu sektöre adım attı şimdi bu adamdaki cesaret bu kadar açıkken herhalde bu adamın ilerde iyi yerlere geleceğini görememek aptallık olur. Mesela ben bu filme bir arkadaşımla gittim ve salonda kaç kişi vardı bir tahmin edin. Beni ve arkadaşımı iki sayarsak dört kişi evet yanlı duymadınız bu sayı dörttü. Bizden ayı gelen o iki kişi de filmin çok kötü olduğunu söyledi. Ve ne yaptılar dersiniz arada filmi terk ettiler. Kaldık iki kişi biz de gitsek mi diye düşünmedik desem yalan olur. Neden mi şimdi sizler soracaksınız hani beğenmiştin diye. Çünkü bu kadar cesur yönetmene yapılan bu hareket tam olarak saygısızlıktı. Hani aranızda Behzat Ç. izleyenler ve hayran olanlar vardır bilirsiniz ki saygısızlık çok mühim bir konudur. İşte ben de bu saygısızlığa daha fazla dayanamayıp çıkacaktım. Ancak düşündüm biz bu adamları bu cesur yönetmenleri desteklemeyeceksek bu sektör gelişmez. Bu kadar cesur bir yönetmen tabi ki de ilerleyecek ya biz mi ilerleyeceğiz.

Genel

No Comments

Baskın 2015 Yapımı Korku Filmi

baskın

Yapım Yılı :2015

Yönetmen :Can Evrenol

Oyuncular : Görkem Kasal (Arda Rolü) ,Ergun Kuyucu ( Remzi Rolü), Muharrem Bayrak (yavuz rolü) Mehmet Fatih Dokgöz (Apo Rolü) Sabahattin Yakut (Sabo Rolü)

Müzikler : Besteci Ulaş Pakkan

Baskın bir korku gerilim kurgusu üzerine kurulmuş bir filmdir.  Filmin konusuna gelince çaylak bir polis olan Arda henüz küçük bir çocukken onu uykusundan uyandırmış bir rüya görmesi ve anne babasının odasından gelen sesleri ile anlatıma başlar. Aslında küçüklüğüne inilen Arda’nın rüyalarına yapılacak yorumlar olacaktır. Daha sonra köhne bir kenar lokantasında beş polis karaktere rastlıyoruz. BU yemek sahnesinde oldukça küfür sergilenir. Küfür sahneleri oldukça sıktır. Filin ilerleyen bölümlerinde devriye araçlarına binen bu beş polisin gece devriyesi sırasında meydana gelen bir yardım çağrısı üzerine gittikleri eski terk edilmiş tarihi bir yapıya sahip Osmanlı karakolunda başlarına gelenleri konu alıyor. Tek kelime ile cehennemim orta yerine düşüyorlar. Burada onları yabancı gibi görünen kişisel anlamı olan bir ayin yapmaktan yorgun bir grup karşılar.

Evrenol korku ve ölüm temalı resimlerinden çağrışım yapacak biçimde yaratmış olması Baskın’ın sanat yönetmenliğindeki titizliğini ele verir.. Özellikle sanat tasarımı kostüm makyaj oldukça evrenseldir. Bir cehennem tasvir edilirken sanat yönetimindeki titizliği ortaya çıkmıştır. Film müzikleri seyredenler tarafından oldukça beğenilmiş. Baskın yönetmenin ilk uzun metrajlı film oluşu ve korku türüne göre eksikleri oldukça az olan bir filmdir. Baskın psikolojik ve sosyolojik olarak değerli bir kırılma yaşatıyor. Bir polisin kişisel korkuları kabusları zihinde bastırdıklarını kendi içindeki yaşadıkları cehennemi tasvir ediyor.  Yer altı ise bastırılan bilinçaltı anlatılmaktadır. Filmde sesler oldukça etkili olmuş ayrıca sıkı bir film müziği kullanılmış. Eğlenmesi bekleyen seyirci diken üstünde huzursuz bir deneyim yaşamış oldu. Gerçek bir korku ortaya çıkmış oldu. Amerika’da vizyona giren ilk Türk filmidir. Ayrıca yönetmenin ilk uzun metrajlı filmidir. Özellikle final sahnesiyle harika arka jeneriği ile seyircisini şaşırtmayı bilmiştir.

Filmde polislerin günlük yaşamları ve bilinçaltında yaşadıklarına yer vermiştir. Yer altındaki yapılan ayinler ve ürkütücü anların başlaması yer alır.  Genç yönetmen küfürlü kanlı canlı vahşet dolu korkutmaya yönelik bir senaryo üzerinde çalışmış. Bunu yaparken göze hitap edecek görsel efektleri de kullanmaktan çekinmemiş. Konunun daha iyi anlaşılması içinde insan yaşamı ve davranışlara dair sembolik karakterlerin ve ifadelerin canlandırdığı bir film olmuştur. Çok kanlı vahşetin çokluğu kesip biçmeninse bol olduğu bu filmi izleyenin midesini bile kaldırabilir. Seyircisine sinematografik akıl ürünü filmlerle dalga geçiyor gibide gelebilir. Hepimiz karanlık rüyalar ve kabus görebiliriz. Bundan da etkilenenler de çokluğu kesindir. Bazılarımız ise küçük yaşlarda bu rüyalardan daha çok görür. O rüyalarda varlıklar yüksekten atılmalar öldürülmeye çalışılma ve ailesinin zarar gördüğünü gören olabilir. Bunun dışında ağzı bol küfürlü polisler tasvir edilmiş. Filmde seks düşkünü ve bir o kadar küfürbaz polis ve anlattıkları hikayeler içinde hak ettiklerini düşündüren cezalar sanki işlenmiş. Yönetmenin kurgusu güzel öyküsünde geri dönerek beyinde oluşan sorulara da cevap veriyor. Olayın geçtiği mekanın kaderine terk edilmiş karakoldaki mahzenin merkezinde yaşananlar usta bir görüntüyle yansıtılmış. Büyü ve korku objesi olarak kurbağanın kullanılması sizi şaşırtabilir. Film müzikleri ve tonları da film ile örtüşüyor. Korku filmlerine bakış açısı ile gelinen noktaları da görmüş olmaktayız. Yönetmenin bu filmi aynı zamanda Toronto Film Festivali’nde de gösterime girmiş ve beğeni almış bir film özelliğinin de sahibidir.

Araf 2 Filmi Konusu ve Oyuncuları

araf 2

Muhteşem Bir Devam Filmi Araf 2

Şimdi sizlere bir filmden bahsetmek istiyorum Aranızda sen ne anlıyorsun bu işten diyen arkadaşlar olacaktır. Fakat yazdıklarımdan sonra bu fikrinizin değişeceğini ümit ediyorum zaten başka da bir şansım olmadığını biliyorum. Sizlerle beraber üstünde fikir alışverişi yapacağımız tartışacağımız elimizden geldiğince yorumlamaya çalışacağımız filmimizin ismi Araf 2 dir. Bu filmin temel konusu evli ve mutlu bir çiftimiz var. Gelin yani yenge hanımın yakasını bırakmayan bir kötü ruhun varlığı mevcut. Anladınız işte ismi üç harfliymiş falan dememe gerek olmadığını düşünüyorum. Neyse müsaadenizle hikâyemi anlatmaya devam edeceğim. Bu yenge hanımın başına daha önce gelmeyen şeyler gelmeye başlıyor, kâbuslar görüyor geceleri kan ter içerisinde uykusundan uyanıyor. Her uyandığında kocasını bir anlık bile olsa yanında göremiyor. Bu arada bu çiftimizin çocuğu yok henüz olmamış. E haliyle kadının bu tavırları adamın ondan soğumasına yol açıyor. Aslında adam karısına çok düşkün, bir dediğini iki etmeyen tiplerden. Fakat bu hareketler onu bile soğutmaya yetiyor hatta bazen şu kelimeler bile dilinden dökülüyor. Ah anacığım keşke seni dinleseydim bu kadını alma demiştin bana ah ne büyük eşekmişim ben diyor. E haliyle çocuk yapma isteğini falan kaybediyor, bırakın çocuğu boşanmayı bile düşünüyor. Adam şaşkınlıklar içerisindedir, bu işin bir hal çaresini aramaya koyulmuştur. Nasıl yapacağız nasıl edeceğiz bu işten nasıl kurtulacağız diyordur. Nasıl yapsak nasıl etsek derken bir doktora gidelim düşünmeye başlar. Ama bu devirde güvenilir bir doktor bulmak neredeyse imkânsıza yakındır. Hele ki de cinci hocalar cinci doktorlar bu kadar piyasada görünmüştür. Adamın işi muhteşem bir şekilde zordur anlayacağınız bunun başka bir açıklaması yoktur. Adam uzun uğraşlar sonucunda güvenilir bir doktor bulmuştur, eşiyle beraber yola koyulurlar. Doktor genç kadına şöyle bir bakar. Kendisinden emg, ekg, mr ve solunum fonksiyon testi ister. Başta uykusunda yaşadıklarından dolayı ona uyku abnesi teşhisi koymak üzeredir. Bu durumda hangi ilaçları vereceğini düşünmeye başlamıştır. Aklına stereoidler, beta blokörler ve antikolinerjikler gelir. Hangi grup ilaç vereceği hakkında kararsız kalmıştır. Çünkü hastanın her ilaca uyacak semptomu vardır. Gelen tetkikler sonucunda doktor oldukça şaşkındır eminim neden diye soruyorsunuzdur. Çünkü genç kadın epilepsi hastasıdır ve her an klonik nöbet geçirme riski taşımaktadır. Adam buna inanmaz neden mi çünkü karısı şimdi bir sürü anti depresan kullanmak zorundadır. Adam buna inanmak istemez ve der ki bir de imama gidelim bakalım o ne diyecek görelim. Adam ve kadın yavaş yavaş imama doğru yol almaya başlarlar. İmamın bu konudaki görüşleri ise tamamen farklıdır imamları hepimiz biliriz. İmam kadının içinde başta da dediğim gibi kötü harfli bir ruh olduğunu söyler. Tabi ki adam ve kadının panik derecesi bundan sonra artış gösterir ne yapacağız ne edeceğiz demeye başlarlar. O sırada yenge hanım Kübra’nın babaannesi vefat eder. Çiftimiz bu olay tesadüf mü yoksa başımızda gerçekten kötü bir iş mi var diye düşünmeye başlar. Ölen babaannenin gizli bir sandığı vardır hani şu Recep İvedik’ten de aklımıza geliyor. Bu sandık babaanne ölmeden önce açılmamıştır. Babaanne öldükten sonra bunu açan çift çok değişik bir manzarayla karşılaşır. Babaannenin sandığının içinde bir muska vardır ve bu muskayla ilgili çiftimizin bazı anıları bulunur. Babaannelerinin daha önce anlattığı bir olay vardır sihirli bir muska bu muska kimin eline geçerse risklidir. Şimdi onlar istemsizce bu muskayı bulmuş oldu ve başlarına gelecek şeyler kara kara düşünmeye başlarlar. Bir de bir sorun vardır bu başlarına musallat olan kötü ruh bir padişahtır. Kendi âleminin kralıdır bir nevi korkulan biridir çiftin başı artık çok büyük bir derttedir.

Araf 2 Oyuncu Kadrosu

Evet, bu kısma gelirsek Araf 2 oyuncu kadrosunda pek de sevmediğimiz iyi olmayan oyuncuların varlığı mevcuttur. Yönetmen koltuğunda Biray Dalkıran isminde birisi oturmaktadır bu adamın bana şimdi sorsanız aklımıza herhangi bir film gelmemektedir. Belki de çok iyi bir yönetmendir ama madem iyi bir yönetmensiniz kendinizi bizlere ispatlamalısınız haklı olduğumu düşünüyorum.

Araf 2 Filmi Gösterimiyle İlgili Bilgi

Film sinema salonlarında güzel bir tarihte kendine yer buldu, fakat hakkını veremedi. Tam lise ve ilkokulların 15 tatil dediğimiz dönemiydi 4 Ocak 2019. Bu tarihi değerlendiremeyen filmimiz maalesef izleyici ve yorumcular tarafından vasatı aşamadı.

Ammar Cin Tarikatı Filminin Konusu ve Oyuncuları

Ammar Cin Tarikatı

Ammar Cin Tarikatı Filminin Konusu

Ammar Cin Tarikatı filmindeki karakterlerimiz bekâr gençlerimiz ve bu gençler tatil yapmak istiyor. Standart türk korku filmi başlangıcı fakat devamı beklediğimiz gibi olmuyor. İlk karakterimiz genç ve alımlı bir hanım olan Feride… Şöyle bahis edeyim ben size; Üniversiteli gençler arasında bu kızı görüp de âşık olmayacak, cazibesine kapılmayacak erkek yok. Ama tabiki bir problemimiz var, bu problemimiz bu kızın bir sevgilisi var. Tüm genç okuyucularımız bu haberi öğrendiğinde yıkılacak biliyorum. Feride’nin planı bu tatile beraber yaşadığı kız arkadaşını ve sevgilisini götürmektir. Fakat son anda bir değişiklik olur ve Feride’ye yıllardır âşık olan Barkın plana dâhil olur. Bu Barkın kim diye soracaksınız. Barkın bizler gibi Feride’ye âşık yakışıklı, karizmatik bir genç. Fakat Feride’nin yıllardır beraber olduğu bir sevgilisi var ve onun beraber olduğu ilk erkek. Ancak hiç beklenmeyen bir olay cereyan eder ve son anda bir kadın olaya dâhil olur; Canan… Hep beraber ne yapsak diye düşünürken otel fikri çok sıkıcı gelmeye başlar. Birden birisi sesli düşünür ve birden dağ evine gitmiyoruz fikri doğar. Hemen bir dağ evi kiralanır. Bu gezi sırasında benim bile anlatırken çekindiğim ve korktuğum bir takım olaylar silsilesiyle karşı karşıya kalırlar. Aralarından bazıları kötü ruhlar görmeye başlar, bazıları geceleri uyuyamaz. Barkın’ın amacı ise farklıdır. Onun amacı Canan’ı elde etmek… Bu yüzden o diğerleri korku içinde ortada dolanırken, Barkın çok cesur görünerek Canan’ı etkilemeye çalışmaktadır. Ama bir süre sonra olayın ciddiyetini kavrar ve o da korkmaya başlar. Çünkü sizin o Amerikan filmlerinde gördüğünüz ve inanmadığınız o kötü ruhlar gençlerimiz için oldukça gerçektir. Dört bir yanda bu ruhlar meydana çıkmış ve bir anda gençlerimizin ensesinde belirmiştir. Şimdi sizin de benim de aklımızda tek bir soru işareti oluştu; gençler bu işten nasıl sıyrılacak? Olaya sonradan dâhil olanlar Feride’yi suçlamaktadır. Bizi buraya toplayan sendin, bu işi sen temizleyeceksin diye düşünürler. Etraflarını saran bu kötü ruhlar onları aşırı derecede rahatsız etmektedir ve gençlerimiz öleceklerine inanmaya başlarlar. Bunun sebebi aralarından bazıları bu tarz hikâyeleri duymuş ve inanmıştır. Aşk ve korku çemberlerinin kesişmesinde gerçekleşen bu vurucu film hepinizi içine alacak ve ‘’acaba?’’ dedirtecektir.

Ammar Cin Tarikatı Oyuncu Kadrosu

Oyuncu kadrosu beklentimizi yükseltiyor, hepsi daha önceki filmlerden tanıdığımız ve beğendiğimiz oyunculardan oluşuyor. Filmin vurucu rollerini canlandıran oyuncuların bu görevi layıkıyla yaptığını söyleyebilirim. Filmin yönetmeni Özgür Bakar standarttın dışına çıkmış ve oyuncu ekibi konusunda beklenmeyeni yapmış. Duygu Paracıkoğlu, Dilşah Demir ve Ozan Akbaba bu ilginç seçimlerden bi kaçı… Oyuncu kadrosuna dâhil olan Ufuk Şen ve Burak Sarımola beyaz perdede görmeyi sevdiğimiz ünlülerden. Özgür bakar oyuncuları ve kendini izleyiciyle buluşturarak soluklarımızı kesen bütünlemeyi tamamlamış. Halil Sezai Paracıkoğlu ve Turan Özdemir ise iyiki bu yapımda rol almış dedirtiyor. Oyuncular o kadar uyumlu ki bu role başkası yakışmazdı dedirtiyor.

Yazar Olarak Eleştirilerim

Ülkemiz sinemasında oldukça revaşta olan cin konusu başlarda hep ilgi çekici olmuştur. Özgür Bakar iyi bir korku filmi izleyicisi ve severi olarak bu konuda şansını denemiş ve kısmen başarılı olmuş diyebilirim. Özgür Bakar standart masallardan kaçınmak istemiş ve filmi diğer korku filmleri gibi cin, ayet ve hoca gibi kalıplara sıkıştırmamış. Filme biraz aşk sıkıştırmış ve açıkçası bu benim hoşuma gitti.

Filme ara ara sıkıştırılan dönüşümler, beklenmeyen sahneler insanı çekiyor. Ayrıca bu noktada övülmeyi hak eden bir özelliği atlamak istemem. Özgür Bakar tonla paranın harcandığı Amerikan yapımlarına tepki olarak doğmuş olabilir. Filmlerde kullanılan doğaüstü yaratıklar  ( cinler ayinler vs.) oldukça başarılı oluşturulmuş ve insanın gözüne batmıyor. Düşük bir bütçeyle böyle bir yapımın ortaya çıktığını bildiğiniz zaman filmin seyir zevki bir başka artıyor. Filmde amaçlanan izleyiciyi germe isteği bu başarıyla bozulmuyor, komediye dönüşmüyor.

Ammar Cin Tarikatı filminin burada bence en büyük eksikliği seyir süresi. Yönetmenimizin zamanı iyi kullanamadığını düşünüyorum. Filmin büyük kısmında izleyiciyi hazırladığı süreç oldukça iyi. İnsanı kitliyor içine çekiyor merak ettiriyor.  Fakat daha sonra olayların çözüme ulaştığı, sonuca bağlandığı sürece zaman kalmadığını görüyoruz. İnsanı tatmin etmiyor yarım bırakıyor. Biliyoruz ki süreyi daha da uzatsa izleyiciyi sıkacaktı. İnsanı 4 saat geremezsiniz sonuçta.  Kısaca söyleyebilirim ki filmin total süresi oldukça iyi fakat bölümlere ayırdığımızda total sürenin başarı ile kullanılmadığını görmekteyiz.

Alem-i Cin Filmi Konusu ve Oyuncuları

Alem-i cin filmini izlemeden önce biraz biraz kararsızlık uyandırıyor. Son zamanlarda yapılmış korku filmlerinden biri ve vizyonda onlarca devasa paralar harcanarak yapılmış filmler varken neden yerli bir korku filmine gideyim ki? Bunun cevabı basit. Ben bir türk korku filmi sevdalısıyım ve bu yönetmenin önceki korku filmlerini izlemiştim. Böyle deyince aklınızda şu canlanabilir; bu adam mükemmel filmler yapıyor. Tabi ki öyle bir şey yok. Bu sadece yarısına kadar okuduğun roman sıkıcı olsa da bitirirsin psikolojisi. Okumaya devam edersin ve fazlasını beklersin. Bende öyle yaptım. Patlamış mısırımı aldım ve geçtim beyaz perdenin karşısına. İşte filmimizin fantastik(!) konusu.  Bu arada neden fantastik kelimesiyle ilişkilendirdiğimi yazının devamında açıklayacağım. Özgür Bakar’ın bu filminde standart korku filmlerinde bulunan ASSEMBLY oyuncu kadrosu yok. Filmimizin başkahramanı güzel bir kadın olan Yeliz karakteridir. Yeliz standart bir yaşamı olan standart bir genç kız. Muhafazakâr bir tip.  Yaptığı kötü şeylerin karşılığını bu dünyada ya da öbür dünyada kefaretini ödeyeceğini düşünen tiplerden.  Bu noktaya kadar beklediğimiz gibi gelişiyor her şey. Yeliz çocukluğunda bir cinayete tanıklık etmiş ve bunu sır gibi saklamıştır. Acaba bunun bedeli nedir?  Sıkıntılar Yeliz’in yaşı ilerledikçe başlıyor. Hangimiz 25 yaşının doğum gününde kötü rüyalar görmeye başladı? Eğer böyle bir şey varsa filmi kesinlikle izleyin. Kendinizi bulacaksınız. Zira filmde olaylar bu şekilde başlıyor.

Alem-i Cin Filmi Konusu

Yeliz 25. Yaş gününün gecesinde kâbus görmeye başlar. Bu içinden çıkılmaz kâbuslar oldukça korkutucudur. Yeliz buna daha fazla dayanamaz ve bir şeyler yapmaya karar verir. Bu içinden çıkılmaz kâbusları araştırmaya başlar. Yeliz birden bire neden bu kötü rüyalarla karşı karşıya kalmıştır? Yoksa birileri ona bir şeyler mi anlatmaya çalışıyordur? Bu tarz bir durumla karşılaştığınızda her zaman içinizde halletmeye çalışırsınız. Yoksa insanlar size etiket yapıştırmaya çok meraklı olduğu için neden Yeliz ‘’deli’’ olmasın ki? Karakterimiz araştırmaya bir aile dostuyla başlar. Ah Yeliz bu doğru bir karar mı sence? Çünkü sırtımızdan bıçaklayanlar hep sırtımızı dayadıklarımız değil midir? Yeliz’i ve bizi en çok şaşırtacak gerçeklerden biriyle karşılaşır. Yeliz ailesinin karanlık ve buzlu geçmişiyle yüzleşmek zorundadır. Bu gerçekler ona çok ağır gelse de sindirmeye çalışır ve araştırmaya devam eder.  Yeliz bu araştırma sonucunda beklediğimiz çarpıcı sonuçla karşılaşır. Benim bu filme gelme sebebim olan bu âlemden olmayan canlılar. Yeliz’i rahatsız eden yaratıklar bu âlemden değildir. Yeliz’de bu kâbuslardan kurtulmak için kılıç ve kalkan kullanamayacaktır. Başka bir âlemden canlılarla savaşıyorsanız o âlemin kurallarına göre savaşmalısınız. Filme ilmi yüksek bir hoca dâhil olunca işler oldukça karışıyor. Yeliz’in ailesi ve hoca çemberinde gerçekleşen olaylar bizi içine alıyor. Başlıyor sonra tedavi seansları ve ayinler. Yeliz’de bunları göze almak zorunda kalır ve filmimiz başlar.

Alem-i Cin Filmi Oyuncuları

Özgür Bakar’ın parası mı bitti acaba? Çünkü bu yapımda beyaz perdede yüzünü görmeye alışık olmadığımız isimler var. Risk mi alıyordu yoksa ucuz bir iş mi çıkarmak istiyordu? Daha önce söylediğim gibi filmde ASSEMBLY bir oyuncu kadrosu yok. Bu da Yeliz karakterini canlandıran Ayçin Tuyun’a odaklıyor bizi. Fakat korkmayın oyuncumuz iyi bir iş çıkarmış. Bu konuda oldukça tatmin olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.  Kadriye Çetinkaya anne rolünde ortalığı karıştırıyor ve ilmi hocamız Süleyman Kabaali tedavi seanslarına başlıyor. Hadi cin çıkaralım. Başta Özgür Bakar’ın parası mı bitti? Dedim ama oyuncular gerçekten iyi iş çıkarmış. Ben tatmin oldum. Filmin senaryosu ve oyunculuk başarısı sebebiyle filmde kendinizi buluyorsunuz. Filmde şöyle bir şey hissediyorsunuz; Acaba benim de başıma gelir mi? Çünkü film hazırlık aşamasında o kadar bizim hayatımızdan ki sonrasında ne oluyor diyorsunuz.  Filmin senaryosu ve oyuncu kadrosuna genel olarak bir puan versem daha yerinde olur diye düşünüyorum. Bu iki konuya toplam verilecek puan kaç derseniz 10 üzerinden 6 derim.

Nedir korku filmlerinin yeşil perdeden çektiği..

Son zamanlarda çekilen korku filmlerinin kült yönetmeni olarak bildiğimiz Özgür Bakar’ın yeni filmi beyaz perdeyle buluştu. Özgür Bakar, bu kez hayli değişik ve tehlikeli bir yol sınıyor. Ve televizyonda her gün izlediğimiz  “gündüz kuşağı korkusu” olarak adlandırabileceğimiz programlar vardır. Ele alınan olaylardan yola çıkarak hikâyeyi yönetmenimiz şekillendiriyor. Sıradan yaşamlar yaşadıklarını zannettiğimiz insanların anlattıkları hakikat hadiselerinden esinlenmiştir. Yönetmenimiz cemiyet tarafından neredeyse alışılmış şiddeti olağanüstü bir şekilde perdeye yansıtıyor. Filmin senaryosuna fantastik(!) dememin sebebi buydu işte.

Bu programları bilirsiniz hemen her yerde deneyimleyebileceğiniz, hatta komşunuz olabilecek insanlar vardır.  İşledikleri us almaz cinayetleri büyük bir sakinlikle hayatımızda itiraf ederler. Bazı iç karartıcı ve ağzımıza alamayacağımız cinayetlerin soğukkanlılıkla anlatıldığı bir film… Diğer filmlerdeki bu cinayet sahnelerinin umursanmadan sansürlendiği günümüz televizyon yayıncılığında, bu programlarda anlatılan şeyler vardır. Hayal eforumuzu vahim reellerle tanıştıran olaylar ne yazık ki hiçbir filtreden geçmeden seyirciyle buluşuyor.

Bu filmde karakterimiz de vahim hadiselere maruz kalmış ve bu gizemle gelişmiş muhafazakâr bir bayan. Fakat 25 yaşına geldiğinde, senelerce bilinçaltında sakladığı her şey gün yüzüne çıkıyor. Kâbuslar görmeye başlıyor ve geceleri uykusuz kalıyor. İşin içine ilmi güçlü bir öğretmen de girince, hadiseler tamamen çığırından çıkıyor. . Bu noktada filmin aykırı bir hikâyesi var. Sanırım ilk defa muhafazakârlık olumlaması yapmayan bir filmde örtünmüş bir baş bayan şahsiyet izliyoruz. Bu filmler kastedildiği seyirci kitlesiyle doğrudan aynılık yaratacaktır… Çünkü Yeliz, yaşadığı dar görüş penceresinden oluşan muhafazakârlığın çok ötesinde katı bir terbiyeye sahiptir. Günah işleyenlerin her zaman karşılığını gördüğü bir dünya vardır.  Buradan anlıyoruz ki senaristler sıradan insanları odağına alan bu senaryoyla bizi beyaz perdede yakalıyor.  Film giriş ve oluşum kısmında tekinsiz bir dünyayı inşa ederken bir yandan da tutucu nezaketin halının altına neleri süpürdüğünü eşeliyor. Hayat bir yandan ¨mevzu komşu ne der¨ kaygısıyla yaşanırken yasaklanamayan ihtiraslar, olmadık makûsluklara yol açıyor. Elbette Özgür Bakar, seyircinin temennisini iyi analiz eden bir yönetmendir tartışmasız… Cemiyetçi hakikatçi bir sinemaya göz kırparken gişeye film yaptığını da unutmuyor ve inkâr etmiyor yönetmenimiz bakar.  Daha evvel de zaferle oluşturduğu tekinsiz atmosferle seyirciyi diken üstünde yakalamayı ve hikâyeyi yavaş yavaş olağanüstü bir dünyaya sürüklemeyi muvaffak oluyor. Finalde artık tamamen doğa ötesinin dağlarında koşarken buluyoruz kendimizi…

İşte bu noktada film bizi bıçaklıyor. Neden diye sormanıza gerek yok çünkü yerli sinemanın kanayan yarası… Filmin bütçesi ve gerçeklik teknolojisi… Genel anlamda Özgür Bakar’ın filmlerine baktığımızda spesifik olarak bu filmde başarısızlık var denebilir. Özgür Bakar filmlerinde teknolojisizlik sancısını iyi yönetmişken bu filmde izleyicinin gözüne çarpıyor. Yine de her zaman ki yorumumu yapacağım ve diyeceğim ki tonlarca paralık bütçeli filmler bile teknoloji karşısında eğilirken Özgür Bakar fena iş çıkarmamış. Sonuçta bu gözler neler gördü değil mi?

Genel

No Comments

666 Cin Musallatı Filmi Konusu ve Oyuncuları

666 cin musallatı

Şimdi sizlere bahsedeceğim filmin yönetmeni ve senaristi olan Fuat Yılmazdır. Bu adamı bu sektörle az da ol uğraşan hemen hemen herkes tanır. Bunun nedeni ise önceden yaptığı ve işler ve bu işlerin Türk halkının aklında unutulmaz bir yere sahip olmasıdır. Örneğin Kurtlar Vadisi dizisinin rejisinde görev almış sonrasında ise Kurtlar Vadisi Filistin, Maskeli Beşler serisi, Çılgın Dershane, Kutsal Damacana ve Issız Adam gibi çok değerli ve unutulmaz film projelerinde rejide görev yapmıştır. Durum böyle olunca bu kadar güzel filmlerde adı geçen Furkan Yılmaz tekrardan bir korku ve gerilim filmi çıkaracağı zaman hepimiz heyecanlanıyoruz. Ayrıca bununla birlikte beklentilerde haklı olarak çok fazla oluyor. Furkan Yılmaz için korku ve gerilim filmleri için deneyimli olarak nitelendirebiliriz. Bunun nedeni ise kendisinin sinema filmi olarak çıkardığı ilk eserin adı Ezandır ve korku ve gerilim konuludur. Hem öncesinde çok değerli ve hepimizin aklında kalan filmlerde isminin geçmesi hem de deneyimli olması 666 Cin Musallatı film üzerindeki dikkatleri arttırmaya yetiyor. Lakabı Hayalet Şehir olan Fethiye deki Karaköy mahallesinde çekimleri yapılmıştır. Bu senaryonun gerçek hayattan esinlenmesi de hepimizi ayrı heyecanlandırıyor ve geriyor. Zaten bir korku filminden de beklentimiz bu yönde. Bir korku sever olarak izlediğim bir filmde bunları hissetmiyorsam korku kategorisinde değerlendirmeye almam bile diğer filmlere haksızlık olur. Bu konuda hem gerçek hayatta yaşanmış bir olayı temel alması hem de çekilen ortamın kendi halinde de çok ürpertici olması etkili olmuştur. Bu ürpertici ortam filmin içerisine çok iyi bir şekilde aktarılmış ve oyuncular bu ortamı yaşatırken üstlerine düşen görevleri hakkı ile yerine getirmeyi başarmışlardır. Yani acemice ve basit hatalar yapan bir film izlemek istemiyor iseniz tavsiye edebilirim. Türk yapımı korku filmlerine karşı olan büyük ön yargılar olduğunu hepimiz biliyoruz bu film bu ön yargıyı aşmak için güzel çalışmalara başvurmuş. Zaten filmin yönetmeni olan Fuat Yılmaz da film bittikten sonraki yaptığı bir açıklamada bu filmin çok ses getireceğini söylemiştir. Kendisine ve filmine olan güveni izleyiciler için çok önemli ve değerli. Bu da filmin izlenmeye değer bir çalışma olduğunun başka bir kanıtıdır.

Yönetmeni ve Senaryo sahibi: Fuat Yılmaz

Oyuncular: Ekrem İspir, Elif Yaz, Teena Tabbarah, Tahsin Dursun, Demet Basmacı

Türü: Korku ve gerilim

Filmin adı: 666 Cin Musallatı

Yapımcısı olan firmalar: Herhangi bir firma yoktur.

Vizyona çıktığı tarih: 05.05.2017

Filmin dağıtımını yapan firma: Derin Film

Bu korku filminde yukarda isimlerinden bahsettiğim gibi çok değerli ve deneyimli insanların da kamera karşısına geçmesiyle birlikte filmin çekimleri toplam 1 ay sürmüştür. Bir korku filminin çekimi için kısa süre de bitmesinin tabi ki en büyük deneyimli bir yönetmene sahip olmasıdır. Tabi ki film oyuncularının da bunda payı çok yüksektir.

666 Cin Musallatı Filmi Konusu

Hayatını korku ve gerilim filmlerini yazıp sonrasında satarak geçindiren Gürkan, bir gün sosyal medyada gezerken bir haber ile karşılaşır ve bunun üzerine giderek araştırmalar yapar . Önceden de birçok deneyimi olan Gürkan sanki bu haberin altından da enteresan bir olay çıkacağını sezer ve bunun için Fethiye deki Karaköy mahallesinde doğru yola çıkar. Gittiği evde karşısına iki kız kardeş çıkar ve kendini güvenilir biri olarak inandırmak amacıyla mesleğini psikolog olarak tanıtır. Kız kardeşlerden biri olan Nihal ona güvenerek kendisine destek çıkması için eve alır ve kendileri ile birlikte kalmasına izin verir. Gürkan eve girdikten sonra araştırmalar yapmaya başlar. Zaten Nihal onu psikolog olarak bildiği için kendisi de olayları biraz üstü kapalı da olsa yavaş yavaş anlatmaya başlamıştır. Aradan çok zaman geçmeden evde paranormal olaylar yaşanmaya başlar ve evde yaşayan Gürkan istemeden olayların içerisinde kendisini bulur. Kendisi de bir korku filmi çekmek amacıyla bir konu ve hikâye arayışındayken sanki bu filmin içerisine kendisi düşmüştür. Hikâyesini alıp gitmeyi planlayan Gürkan kendisini yaşadığı olaylar sonrasında hayatta kalmaya çalışırken ve bunun için savaş verirken bulur. Gürkan eve girdikten sonra olayları yavaş yavaş çözmeyi amaçlamıştır fakat aradan biraz zaman geçince kendisinin olayların içinde olduğunu fark etmesi ile bir anda korku sarması bir olmuştur. Bırakıp kaçmayı birçok kez deneyen Gürkan bunu asla başaramamış ve her seferinde daha da içine gömülmüştür. Korku filmi konusu bulmak için atıldığı bu macerada tam olarak korkunç bir lanetin içerisine düşmüştür.